Kilis Tarihi

IV. BÖLÜM

TÜRK – ARAP İLİŞKİLERİ

Polat Beyin Girişimleri ve Kefergani Buluşması

Polat Beyin Kuva-yi Milliye Komutanı olarak bölgeye gelmesinden itibaren sürekli olarak Araplarla işbirliği içinde olmak istediğini görüyoruz.

Kilis Kuva-yi Milliyesi’nin Araplarla işbirliği yapmak istemesinin en önemli sebebi düşmana orada da darbeler vurmak suretiyle Kilis ve Antep üzerindeki baskı hafifletilebilirdi[55].

Kilis’in Kefergani Köyünde buluşan Kilis Kuva-yı Milliyesi ile Araplar, mücadeleyi birlikte sürdürme hususunda anlaşmışlardır[56].

Polat Beyin Kefergani’deki Araplarla mutâbakatının, Halep’in Fransızların eline geçmesi ile akâmete uğradığını görüyoruz. Ancak bu yakınlaşmanın en belirgin faydası bu anlaşmaya dayanılarak Kilis Kuva-yi Milliye Kumandanlığı tarafından “Güney Akıncı Kolları”nın kurulması olmuştur. Şöyle ki:

Suriye’nin belli başlı şehirlerinin Fransızlar tarafından işgali üzerine Suriye’nin isyancı liderlerinden İbrahim Henânu ve arkadaşları Türkiye ile bağlantı kurarak Maraş’taki 2. Kolordu Komutanı Selahattin Adil Beyle görüştüler ve 7 Eylül 1920’de bir anlaşmaya vardılar. Anlaşmaya göre Türkiye kendilerine silah ve mühimmat verecek, sınırda işbirliğine gidilecekti. Anlaşmadan sonra Türkiye, makineli tüfekler ve en az bir topla donatılmış bir birliği İbrahim Henânu’ya gönderdi[57]. İşte sözü edilen bu birlik Kilis Kuva-yi Milliye Komutanlığınca oluşturulan “Güney Akıncı Kolları” olsa gerektir.

 

V. BÖLÜM

ANKARA İTİLÂFNAMESİ VE KİLİS’İN İŞGALDEN KURTULUŞU

Fransız hükümetini anlaşma yapmaya zorlayan sebepler pek çoktu. Ancak bunun üzerinde durmayacağız.

Barış görüşmelerini Mustafa Kemal bizzat yürüttü. Mustafa Kemal tam bağımsızlık fikrinde ısrar etti ve “tam bağımsızlık demek, elbette, siyasî, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel v.b. her alanda tam bir bağımsızlığa ve hürriyete kavuşmak demektir”[58] diyerek şartlarını ortaya koydu.

Fransa, 20 Ekim 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile anlaşmaya vararak Anadolu macerasına gecikmeli de olsa son verdi[59].

Ankara İtilâfnamesi’nin akabinde Fransızlar yavaş yavaş Kilis’teki ağırlıklarını çekmeye başladılar. Devlet dairelerinin gönderlerinde asılı bulunan Fransız bayrakları 22 Kasım 1921’de yerlerinden indirildi. Fransız bayraklarının indirildiğini gören esnaf Cuma günü kâmilen dükkânlarını Türk bayraklarıyla süslediler. Kilis’te büyük bir bayram sevinci yaşanıyordu[60].

Yapılan görüşmeler sonucu Kilis’in 7 Aralık 1921 Çarşamba günü teslimi kararlaştırıldı. Kilis Müfrezesi 7 Aralık 1921 günü şimdiki Öğretmen Okulunun bulunduğu sırtlardan Kilis’e girdi. Her daire Kilis Kaymakamı tarafından görevlendirilen kişilerce teslim alındı. O günden sonra Kilis halkının her türlü yönetimi artık millî hükümet görevlilerinin kontrolüne geçmiştir[61].

Ankara İtilâfnamesi’nin Kilis Açısından Önemi ve İtilâfname Sonrası Kilis ve Havâlisinde Sınır Düzeltme Çalışmaları

İtilâfnamenin heyetler tarafından kabulünden sonra, konu TBMM’ye geldiğinde güney sınırının tespiti ile ilgili 8. madde üzerinde yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Milletvekillerinin eleştirileri; sınır çizim şeklinin doğru olmadığı, iktisadî açıdan büyük sakıncalar doğuracağı, demiryolunun büyük problemler çıkaracağı, güneyde kalan Türklerin büyük tehlikelere maruz kalacağı noktalarında yoğunlaşıyordu[62].

Yukarıda sınırla ilgili olarak mebuslar tarafından belirtilen sakıncaların en çok ilgili olduğu yörelerden biri de kuşkusuz Kilis ve havalisi idi. Çünkü Ankara İtilâfnamesiyle Kilis’in eli kolu kırılmış, Ankara Antlaşması’nda ‘Kilis şehri Türkiye’de kalmak üzere’ ifadesi gereği sınır çizgisi son binayı sıyırıp geçtiğinden,[63] Kilis’e ait olan en verimli araziler ve Kilis’e bağlı olan Fellah, Amiki, Şakağı, Com, Okçuizzettin ve Şeyhler nahiyeleri ile bunlara bağlı 400 kadar köy ve buralarda yaşayan 30.000 kadar nüfus Suriye topraklarında kalmıştır. Bunun dışında Kilis merkeze ait bağ, bahçe, zeytinlik gibi halkın en temel geçim kaynaklarının üçte ikisine yakını da güneyde kalmıştır. Bu durum ekonomik alanda kısa sürede kendisini hissettirmiştir. Durumun vahameti karşısında halk bir taraftan yüksek makamlara telgraflarla durumu bildirirken, diğer taraftan da Hassa’da bulunan Tahdit-i Hudut Komisyonları nezdinde girişimde bulunmuş, fakat önemli bir sonuç elde edilememiştir[64]. Konu aynı zamanda Ankara’ya da iletilmiş, Şubat 1922’de Bakanlar Kurulu buna bir çözüm bulamamıştır[65].

Kilislilerin mağduriyetinin giderilmesi için konu Temmuz 1922’de tekrar Ankara’da Bakanlar Kuruluna iletildi. Sonuç yine aynı: Tahdit-i Hudut Komisyonlarının tespit ettiği hudut esas kabul edildi ve Kilis zeytinlikleri ile bağ ve bahçeleri yine Suriye topraklarında kaldı[66].

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9