Doğum Tarihi

1574

Ölüm Tarihi

1664

481

kez görüntülendi

Fenayi Kimdir?

Fenayi, Cennet Mehmed Efendi, Asıl adı Mehmed olan şair, şiirlerinde Fenâyî mahlasını kullanmıştır. Tarikat adabına uygun yaşaması ve arif kişiliğinden dolayı isminin önüne “Cennet” eklenerek “Cennet Mehmed Efendi” ismiyle anılmıştır. Tophane’de doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat öldüğü zaman 90 yaşında olduğu sanılmaktadır (Mehmed Süreyya 1996: II/395). Buradan hareketle H.1075/ M.1664’te öldüğü dikkate alındığında H.938/ M.1574 yılında doğduğu söylenebilir. Babasının Tophaneli İshak Efendi’dir (Yıldız 2003: 348). Babası mesleğinden dolayı daha çok Kâtip Çelebi ismiyle anılmaktadır. Ailesine dair tek bilinen Ahmet Çelebi isminde kâtiplik yapan bir kardeşi olduğudur. Türbesinde eşinin kabri bulunduğu için evli olduğu anlaşılmaktadır. Fakat Fenâyî’nin eşinin adı ve çocuğu olup olmadığı tespit edilememiştir. Meslek olarak; babası ve kardeşi Ahmet Çelebi gibi Fenâyî de önceleri kâtiplik yapmıştır. Eğitim hayatı hakkında herhangi bir bilgi bulunmayan Fenâyî, kâtiplik ve vaizlik gibi eğitim gerektiren görevlerde bulunduğuna göre belli bir eğitimden geçmiş demektir. Hatta “İstanbul’da bulunan bir medresede eğitim gördüğü” söylenebilir (Yıldız 2003: 349). Arapça ve Farsça’yı bildiği, divanında yer alan Farsça şiirlerden, ayet ve hadisleri anlamlarına uygun olarak kullanmasından anlaşılmaktadır.

Kardeşi Ahmet Çelebi vasıtasıyla Aziz Mahmud Hüdâyî’ye intisap etmiştir (Yılmaz 1999: 132). Hüdâyî’ye mürit olduktan sonra kâtiplik mesleğinden ayrılmıştır (Mehmed Süreyya 1996: II/395). On yedi yıl şeyhine hizmet ettikten sonra Kütahya Simav’a halife olarak görevlendirilmiştir (Bursalı Mehmed Tahir 2000: 54). Şeyhinden uzak kalacağı düşüncesiyle bu görevi kabul etmek istemese de Aziz Mahmud Hüdâyî’nin dua etmesiyle Simav’a gitmiştir. Hüdâyî’nin vefat etmesiyle İstanbul’a dönmüş ve inzivaya çekilmiştir. Tophane’de İlyas Çelebi Tekkesi’nde şeyhlik yaparken, Hüdâyî’nin torunu Mesud Efendi’nin yerine H.1067/ M.1656-7 yılında post-nişin olmuştur. Bu makamda sekiz yıl kalmıştır.

Fenâyî, 23 cümadel-evvel-Şeyhî’de cümadel-âhire- 1075/ 12 Aralık 1664’te vefat etmiştir (Şeyhî Mehmed Efendi 1989: 560). “Nazmî duâ ile didi târîh-i fevtini/ Cennet Efendi’ye ola dâr-ı cinân mekân” beyti vefatına düşülen tarihtir. Fenâyî, Üsküdar’daki Hüdâyî Asitanesi’nin alt kısmındaki türbesine defnedilmiştir. Bir tarafında hanımı, bir tarafında da ismi tespit edilemeyen bir halifesi yatmaktadır. H.1287/M.1870 senesinde yapılan beş pencereli ahşap türbesi, yangınla tahrip olmuştur. Sadece makber ve etrafının duvarları betonla yenilenmiştir. Üsküdar’daki Cennet Efendi Haziresi, hâlen Hüdâyî Dergâhı’nda ziyaret edilen yerlerden biridir.

Hayatı ve vaazları hakkında Celvetiye müritlerinden Arabzâde Mehmed Dede tarafından Cennetiye fi Maarifü’l- İlahiye ismiyle H.1085/ M.1674’te bir eser yazılmıştır.

1. Divan: Fenâyî Divânı’nda 3 kaside, 47 murabba, 292 gazel, 1 mesnevi, 1 rübâ‘î, 3 tuyuğ, 5 kıt’a, 6 nazm ve 52 matla bulunmaktadır (Aydın 2004: 25). Aynı zamanda hakkında üç tez hazırlanan divan iki defa yayımlanmıştır (Aydın 2004; Yıldız 2010). Türkiye kütüphanelerinde 8 nüshası vardır. Şiirlerinde şeyhi Aziz Mahmud Hüdâyî ve Yunus Emre’nin üslup özellikleri görülmektedir. Selman, Vâsıf ve Enverî ise divanda övgüyle bahsettiği şairlerdendir.

2. Tecelliyât: Arapça-Türkçe karışık olan bu eserde Fenâyî’nin Simav’da bulunduğu yıllarda yaşadığı keramet-vâri olaylar, Hz. Peygamber ve Aziz Mahmud Hüdâyî ile rüyada görüşmeleri anlatılmıştır. Bu eser, divan nüshalarından ikisinde bulunmaktadır. Başka bir nüshası tespit edilememiştir (Aydın 2004: 18).

3. Talikat: Kaynaklarda ismi geçen bu eser yapılan araştırma neticesinde bulunamamıştır.

4. Bihiştiyâ fi’l- Ma‘ârif el- İlâhiyâ: Yukarıda bahsedilen Arab-zâde Mehmed Dede b. Ahmed’e ait Bihiştiyâ fi’l- Ma‘ârif al- İlâhiyâ adlı eserin başında; “Fenâyî Cennet Efendi’nin va‘z u nasihatlerinden ve sair meclislerde nakl buyurdukları âyâtın tefsir ve te’vilinden, ehâdis-i Nebeviye’nin tahkik ve tetkikinden, meclis-i şerifindeki vâkıat-ı latife ve resâillerinden, Hz. Şeyh-i ekber hazretlerinin Fütühât-ı Mekkiyesi’nden ve Füsûs-ı Hikem’inden, İmam-ı Gazalî’nin İhyâ-ı Ulûm’undan ve sair teliflerinden ve Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî-i Ma‘neviye’lerinden ve meclis-i ruh- efzâlarından nakil buyurup müstefid olduğum cevâhir-i girân-bahâları varak-pârelere tahrir iderdim (Arabzâde Mehmed Dede 2268: vr. 1b).” şeklinde açıklamalar vardır. Girişteki bu açıklamalardan hareketle bu eserdeki anlatılanlar Fenâyî’nin sözleri olduğu için Arab-zâde’yi bir kâtip olarak düşünüp bu eserin Fenâyî’ye ait olduğu söylenebilir. Zira mutasavvıfların eserlerinin müritler tarafından kaleme alınması kültürümüzde görülen bir durumdur.

Şiirlerinde Fenâyî mahlasını kullanmaktadır. Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı’nda sözleri halk tarafından anlaşılan şairlerin başında gelen Yunus Emre’nin üslup özellikleri Fenâyî’de de görülmektedir. Kullandığı redifler de göz önünde bulundurulduğunda Yunus’un tesirleri açıkça görülmektedir. Hüdâyî mahlasıyla şiirler yazan şeyhi Aziz Mahmud Hüdâyî de Fenâyî’nin şiirlerini etkileyen şairler arasındadır. Şiirlerinde aruz veznini kullanmaktadır. Bu şiirlerin büyük bir çoğunluğu, halk şiirinin on birli ölçüsüne benzeyen “fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün” ve sekizli ölçüsüne benzeyen “mefâ‘îlün mefâ‘îlün” kalıpları ile yazılmıştır.

Kaynakça

teis.yesevi.edu.tr