Doğum Tarihi

25 Mart 1944

Ölüm Tarihi

24 Ağustos 1990

Şehir

Kütahya

Ülke

Türkiye

Burç

Koç

10277

kez görüntülendi

Ayla Dikmen Kimdir?

“1965 yılının Temmuz ayı da, Türk Popu için yoğun geçen bir ay olur. Altın Mikrofon’u ve Boğaziçi Müzik Festivali’ni geçirip gitmiş müzisyenlerimiz, bu sefer de, Balkan Melodileri Festivali’ne ikinci kere gidilecek olmanın heyecanı ile dolup taşmaya başlarlar. Festivale gidecek orkestrayı, yine Türkiye Müzisyenler Sendikası seçecektir. Sendika, o günlerin en önde gelen 15 orkestra şefini toplayıp, onların yardımı ile 2. Milli Orkestra’mızı oluşturmaya çalışır. Geçen yıl Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası ile birlikte gidecekleri açıklanmış ama daha sonra vazgeçilmiş Ayla Dikmen ve Başar Tamer nihayet ‘Milli Orkestra’ kadrosuna dahil edilmiştir. Erol Erginer, Yurdaer Doğulu, Kanat Gür, Alper Feyman, Vasfi Uçaroğlu ve geçen yıl kırılan kalpleri telafi babında Şerif Yüzbaşıoğlu da orkestranın diğer elemanları olarak seçilmiş, Ağustos ayında, Bulgaristan’da yapılacak olan festivale gitmek üzere hazırlıklara başlanmıştır. Hazırlıklar başlar başlamasına ama, ilk başa gelen orkestranın eksilmesidir. Bu yıl dört solist ile oluşturulması tercih edilmiş orkestradan, Kanat Gür, mecburen ayrılır ve orkestrayı, tıpkı geçen yıl olduğu gibi yine üç solistli bir halde bırakır. Kanat Gür, sürekli olarak çalışmakta olduğu mekandan izin alamamıştır. Repertvuar çalışmaları sürmekteyken, geçen yıl yapılan seçim ile bu yılki seçimin karşılaştırılması gündeme kendiliğinden gelir ve ilk açıklama Başar Tamer tarafından yapılır: ‘Geçen yıl seçilmediğimi öğrenince çok üzülmüştüm…’ Muammer Yeşil ise, kimsenin dikkatini çekmemiş bir konuyu açıklar. Aslında Süheyl Denizci de seçilmiştir orkestraya ama işleri nedeni ile gidemiyeceğini bildirmesi üzerine, yerine Erol Erginer alınmıştır… Herkesin, ısrarla başka türkü yokmuş gibi aynı türkülerin peşinden koşması hala devam etmektedir. ‘Kızılcıklar Oldu mu?’, ‘Dere geliyor Dere’, ‘Halimem’, ‘Adanalı’ ve ‘Mühür Gözlüm’ kapanın elinde kalmakta, kimse bunları söylemeye doyamamaktadır. Kimse, ‘türküden bol ne varki, ben kendime başka türkü bulayım’ diye düşünmemekte, ille de birilerinin bulup düzenlediğinin peşinde koşmaktadır. Çok geçmeden, Ayla Dikmen yarışacağı şarkıyı açıklar; sanatçı daha önce kimse tarafından keşfedilmemiş bir türkü ile yarışacaktır: ‘Niksar’ın Fidanları’. Bir zaman geçtikten sonra, sendika, Kanat Gür’ün yerine de bir başka birini bulmaya gayret eder ve Ersin Ünlüsoy’u koyar onun yerine. Bu arada, Kanat Gür Orkestrası’nın kadrosunda olan Erol Erginer de, ‘ya festival ya iş’ ikilemi ile karşı karşıya bulur kendini, patronu gibi yapmaz ve festivali seçer, sendikayı yeni bir problem ile karşı karşıya bırakmaz… Milli Orkestra’mız, vali Niyazi Akı’nın sendikaya verdiği 10.000 liranın yardımı ile gider Bulgaristan’a. 14 Ağustos Cumartesi günü, sabah dokuzda, Taksim’deki ‘henüz bitmemiş opera binası’ önünde buluşur ekip. Bütün ekibin göğsünde ay – yıldızlı bayrak vardır ve hepsi bir örnek (gri takım elbise, beyaz gömlek, siyah kravat) giyinmişlerdir. Kafileye eşlik etmesi için seçilmiş üç basın mensubu bile bu askeri disipline uymuş, onlar da (valinin verdiği paradan karşılanıp karşılanmadığı bilinmiyor olan) aynı kıyafetlere bürünmüşlerdir. On üç ( 10 orkestra + 3 basın mensubu) kişilik kafileyi “gözleri nemli yakınları” geçirmeye gelir, bayrak ve flamalarla süslü otobüs yola düşer. Lüleburgaz, Babaeski geçilir Edirne’ye gelinir oradan da festivalin yapılacağı şehir olan Burgaz’a varılır. Yarışma günü, ekibimiz sahneye büyük bir Bulgaristan bayrağı ile çıkar, Başar Tamer şarkılarının ilk dizelerini Bulgarca söyler, salon da elbette o saniyede alkıştan yıkılır. Puanların toplanabilmesi için, ekibimiz farklı bir bayrak açmıştır bu sefer. Haliyle toplar da. Başar Tamer ‘Çarşıya Kiraz Geldi’, Ayla Dikmen (daha önce ilan ettiği gibi) ‘Niksarın Fidanları’, Erol Büyükburç ise (ani bir manevra ile), ‘Olam Boyun Kurbanı’ adlı şarkıları söylemiş, salonu alkıştan inletmişlerdir. Sonuç yine birincilik olur. ‘Milli Orkestra yine Balkan Birincisi’ başlıkları ile duyurulur bu haber. Artık sık sık, bir yerlerde birinci oluyoruzdur. Orkestramız, döner dönmez; aralarında İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana gibi şehirlerin bulunduğu bir turneye hazırlanır, yarışma şarkılarının derhal plak yapılabilmesi için görüşmeler başlar. Milli orkestramız, ilk konserini de, 6 Aralık günü İstanbul’da, Spor ve Sergi Sarayı’nda verir. Hava Kuvvetleri Dans Orkestrası ve Şevket Uğurluer Orkestrası’nı müteakiben millilerimiz sahneye çıkar ve resmen yer yerinden oynar. ‘4.000 seyirci’ kendinden geçmiştir. Orkestranın solistlerinden Ayla Dilmen’in ‘şahane tuvaleti içinde hakiki bir Türk lokumu’ olduğunu yazar gazeteler.”

İLK PLAK
Dikmen’in festivalde seslendirdiği “Niksarın Fidanları” adlı şarkının plak olarak yayınlanması ise 1966 yılında gerçekleşir. Melodi firmasının yayınladığı bu plak ile birlikte Dikmen’in ünü dört bir yanı saracak, ardından (yine aynı firma ile) ikinci plağını (“Merdiven / Mühür Gözlüm”) yapacaktır… Melodi ile yapılan bu iki plağın çok iyi bir satış grafiği çizmesi, Netfon firmasının Dikmen’e çok iyi şartlarda bir transfer teklifi yapmasına yol açar. Dikmen bu teklifi kabul eder ve listeleri sarsacak plaklarını sırayla bu firmaya yapmaya başlar. Bu plakların ilki “Sensiz Yaşamam / Nereye” adlı plak olur. Plak piyasaya sunulur sunulmaz, Dikmen’in şanssız olduğu konuşulmaya başlanır. Plağın ön yüzündeki “Sensiz Yaşamam” Ajda Pekkan’ın “Sensiz Yıllarda”, arka yüzündeki “Nereye” ise Özdemir Erdoğan’ın “Duyduk Duymadık Demeyin” adlı şarkılarıyla çakışmıştır. Yani Dikmen, Pekkan ve Erdoğan’ın seçtiği yabancı şarkıların aynısını seçmiş ve (Ülkü Aker’in yazdığı) farklı sözlerle tek bir plakta bir araya getirmiştir. Ancak işin başında ‘şanssızlık’ olarak değerlendirilen bu durumun aslında büyük bir şans olduğu kısa bir zaman içerisinde ortaya çıkar. Müzikseverlerin bir bölümü, çok sevilen bu iki şarkıyı iki ayrı plaktan dinlemek yerine tek bir plakta, yani Dikmen’in plağında dinlemeyi tercih etmiştir. Bu ilk plağın arka kapağında da hem kısa bir Ayla Dikmen biyografisine yer verilir, hem de bizzat Ayla Dikmen tarafından kaleme alınmış bir açıklamaya. Sanatçı, Melodi ve Netfon firmaları arasındaki sürede fazla plak yapılmamış olmasını dinleyicisine açıklama zorunda hissetmiştir kendisini: “Türkiye’de yapılan plakların istenilenden uzak olması beni plak yapmama kararını almaya mecbur etmişti. Ancak bugün için böyle bir endişe kalmadı. Artık memleketimizde de plak sanayisi tamamen gelişmiştir. Halkımızın kaliteli ve müzik yönü kuvvetli olan plaklara gösterdiği ilgi aşikardır. Bu nedenledir ki, bu sene plak çalışmalarına başladım. Arzum en iyi parçaları en iyi şekilde sizlere sunmaktır. Hepinize kucak dolusu saygılar,sevgiler…” Dikmen, yalnızca “Yaptığım işe bakarım” diye düşünmemiş ve sosyal sorumluluk hisseden bir sanatçı olarak baskı ve kayıt kalitesinin yeterince iyi olmamasından dolayı plak stüdyolarından uzak kalmaya karar vermiştir işte. Netfon’un bu ilk plak sonrası yayınladığı plak da (“Gençlik Gençlik / Sakın Karşımda Ağlama”) başarılıdır ya, asıl üçüncü plak olan (Mustafa Alpagut’ut iki bestesinin yer aldığı) “Alyanaklım / Yanan Mum” adlı plağın durumu bambaşkadır. Genç ve yetenekli bir müzisyen olan Alpagut, giderek dört bir yanı kuşatmaya başlamış olan ‘Anadolu pop’ akımının içinde gezinen iki şarkı yazmıştır Dikmen’e. Plak her iki yüzü ile büyük bir başarı sağlayacak ancak “Alyanaklım” adlı şarkı, stadyumlara taşınınca kendiliğinden “Yanan Mum”u sollayacaktır. Karacaoğlan’ın bir şiirinden bestelenen “Alyanaklım”ın, “Alma alma yanakları al gibi, boyu uzar gider servi dal gibi…” dizeleri fanatik taraftarlarca takımlarını desteklemek için seçilecek ve Dikmen’in bu şarkısı (hiç şüphesiz sözleri epeyce değiştirilmiş bir biçimde) yıllar yılı ‘tezahürat’ın bir ‘tezahür’ü olarak yankılanır…

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6