19

kez görüntülendi

“En şık Ajda, en rüküş Sezen”

26 Nisan 2014

İzzet Çapa’ya birbirinden çarpıcı açıklamalar yapan tasarımcı Sedef Çalarkan, saltanat içindeki yaşamından geriye kalanları anlattı…

Bir dönemin en ünlü kuaförü Demir Çalarkan’ın kızı tasarımcı Sedef Çalarkan, babasının servetiyle yaşadığı saltanatı ve her şeyini kaybettikten sonraki hayatını İzzet Çapa’ya anlattı. Çalarkan, aşkı ve mutluluğu satın almak için yeniden zengin olmak istiyor.

2012 için değişim yılı diyorlar, başka bir Sedef doğacak mı bu sene? Ne diyorsun?
Doğum sancıları başladı bile. Buraya gelirken bile kendime “Her şeyi dobra dobra anlat Sedef” dedim. Bundan daha büyük değişiklik olur mu?

Zaten hep dobra bir kızsındır, bunun neresi değişik?
Dediğin özel hayatım için doğru. Profesyonel hayata gelince danışmanlık şirketlerinin bana verdiği akıl doğrultusunda senelerce ben olmayan ben gibi görünmekten çok sıkıldım. Röportajlarını birisi düzeltir. Aman onu deme yanlış imaj, bunu yapma yanlış imaj, paralı görün, havalı görün… Sıkıldım bunlardan artık

Sende bir agresiflik seziyorum, nedir bunun sebebi?
6 senedir marka yaratmaya uğraşırken, alt yapısı olmayan sonradan görme sırf zengin bir kocası var diye yeteneksiz birinin gelip,” ben tasarımcıyım toka koleksiyonu yaptım-couture elbise yaptım” demesi ve basının bilinçsizce buna destek vermesi doğal olarak beni agresif yapıyor.

6 senedir mücadele veriyorum dedin, senin kadar yetenekli biri niye istediği çıkışı yapamıyor?
Tek eksiğim finans ve tabi benimle yürüyecek doğru yatırıcımlar. Yatırımcının para sahibi olması yeterli değil, parayı doğru planlama yaparak doğru yere aktarması ve dünyada marka olabilecek vizyona sahip olması çok önemli. Bu da Türkiye’den zor çıkar.

Ama bir sürü Türk tasarımcı yurtdışına açılıyor, ürünlerini satıyor, haberlerini hep duyuyoruz
100 senelik dünya markaları milyarlarca dolar reklama para harcayıp ,en iyi modellerle kampanyalar yaparken hala var olma korkusundalar. Durum böyleyken nasıl bir Türk tasarımcı daha 5-10 senede yatırımsız dünyayı
salladığını ve satış rekorları kırdığını söyleyebilir? Kim kimi kandırıyor?

Sen niye para bulamıyorsun ki? Zengin bir ailenin kızı değil misin?
Ailem zengindi. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü artık ne o paralar kaldı ne de eski saltanat.

İlham aldığın Osmanlı ile aynı kaderi paylaştın galiba. Ne oldu paralara?
Yedik…Çatır çatır ve bilinçsizce yedik. Kanlıca’da yalıda otururken bir gün bir baktım Küçükyalı’dayım

İkisi de yalı işte, ne farkı var ki?
Aslında şöyle bir fark var. Yalıda yaşarken sahte dostların yanındaydım , Küçükyalı’da gerçek dostlarımlaydım…Ama ne önemi var…Geçti, gitti…Şimdi sahtelerine nasıl davranacağımı, gerçek dostlarıma da nasıl değer vereceğimi bildiğim bir yerdeyim. Tam ortasında…Kanyon’da (kahkahalar)

En çok neyini özlüyorsun jet-set hayatın?
Lüks ve güzel evimi özlüyorum, benim için zenginlik bu. Bazı insanlar evlerine para harcamıyor,çünkü gittikleri yerlerde show yapabilmek için Hermes çanta gibi evlerini yanlarında taşıyamazlar. Benim evimdeki rahatım, konforum, lüksüm ise önemlidir.Sanırım zengin hayattan en çok özlediğim bu konfor.

Bu servet babandan kalmaydı sanırım. Anlatsana Demir Çalarkan’ı, nasıl bir insandı?
Türkiye’nin en iyi kuaförlerinden biriydi. ‘Yıldızların hayır diyemediği adam’ derlerdi ona. Ajda Pekkan’ından Filiz Akın’a aklına hangi ünlü geliyorsa saçlarını babama teslim ederdi. Daha sonra sanayici oldu ama ondan önce 1007 tane kuaför yetiştirdi yanında.

Rakam müthiş, neredeyse bir kuaför ordusu. Var mı içlerinden tanıdıklarımız?
Çook… Muammer Abi, Metin Bahçecik… Daha bir sürü…Hepsi babamın yanında yetişmiştir.

Kuaför Demir ismi adeta çalıştığı Divan oteli ile özdeşleşmişti. Ben de hatırlarım o günleri…
Hem de nasıl… Babamın Divan Otelinin popülerliğine katkısı çok büyüktür. Otelin barı onun yüzünden zamanın yıldızlarıyla dolar taşardı. En büyük iş adamları, sanatçılar… Ama kadere bak ki Yeni divanın açılışına davet bile etmediler beni… Düşünsene tanıtım ve PR şirketi Divan’ın tarihinden bi haber

Biraz üzülmüş gibisin bu konuda…
Üzülmekten çok içim burkuldu. Orada büyüdüm neredeyse…

Peki babana da biraz kırgınlık var mı içinde? Duyduğum kadarıyla kazandığı serveti yemekle ünlü bir insandı…
Hiç yok… Ayakları su toplayarak, deliler gibi çalışarak kazandığı paraları yaptığı yanlışlarla tüketmiş, bitirmiş… Ama hiç kızamıyorum. Canı istediği gibi dolu dolu yasamış, hayattan hepimizden fazla zevk almış…

Baban hakkında dilden dile dolaşan şehir efsaneleri doğru mu?
Hangilerini duydun bilmem ama çoğu doğrudur inan. Babam hayatı dolu dolu yaşayan bir adamdı, aklına eseni yapardı. Hiç unutmam bir kere çok önemli ve ağır bir heyet eşliğinde Cavit Çağlar ile birlikte New York’a gitmişti. Bunlar Saks Fifth mağazasını gezerken babam çöp tenekesine sigarasını atıyor ve yangın çıkıyor.
Yangın alarmına basmayı unutmamıştır inşallah…

Babam oradayken ne gerek var? Babam Cavit Çağlar ve bütün heyetin önünde çöp kutusuna işeyerek söndürmüş yangını.

En pratik çözümü bulmuş vallahi…

Sen onu bırak, düşünsene yanındakilerin şokunu. Ama tabi Demir Çalarkan’ın tanıyan her an her şeye hazır olunması gerektiğini bilirdi

Annen ne derdi bu durumlara?
Annemin düşündüğü bunlardan daha önemli şeyler vardı. Babam çok zamparaydı, annemin bütün arkadaşları ve pek çok ünlüyle beraber oldu.

Eee yıldızlar hayır diyemiyormuş adama ne de olsa. Bu lüks merakın ve alışkanlığın babadan mı yadigar?
Hem de nasıl. O zamanlar babam sürekli Las Vegas’dan davet alırdı. Bir otelden öbürüne geçmek için onun için helikopter kaldırırlardı.

Las Vegas’ta kimsenin kaşına gözüne hayranlıktan helikopter kaldırmazlar, nedendi bu kadar ilgi?
Nasıl ilgilenmesinler. Baccarat masasına oturdu mu bir oyuna 50 bin dolar para koyardı, ve bu para 5 saniye uçup giderdi. Annnemi de kumara babam alıştırdı zaten. Ve sonuç ortada. Kumardan oldum olası nefret ederim bu yüzden.

Adamın parası, bırak istediği gibi harcasın
Öyle tabi ama büyük paralar sadece beni şımartmakla kalmadı, babamı da zamanla çok bozdu. Aslında bilindik hikayeler. Garip davranışları vardı. Bazen çok üzülürdüm.

Garip davranışlar derken?
Annemle kavga ettiği zamanlarda otellerde yaşardı. 1 sene Swiss otel, 6 ay Hilton. Bir gün Hilton’da odayı kırmızıya boyayın diye tutturmuş.

Haksız da değilmiş. Otel odalarının buz gibi havası vardır. Boyandı mı bari oda?
Sonunda kırmızı çiçeklerle odanın donatılmasına ikna oldu. Maceraları bitmez. Bir rock star’ın kızıydım anlayacağın.

Rock starının kızının yok mu peki o günlerden maceraları?
Sevimsiz bir anım var aslında unutamadığım. Elif Edes ve ailesi benim çok yakın dostlarımdır. Papatyalar zamanında aileye yakınlılığım başıma iş açıyordu. Engin Civan skandalının patladığı zamanlardı. O zaman gençtim çok korkmuştum.

Hayırdır ne alakan var küçücük kızken Engin Civan’la?
Dur dinle. bir gün evde odamdaki telefonum çaldı,tabi o zamanlar cep telefonu falan yok.. Hattın öbür ucundan bir bey “Arena programından arıyoruz Sedef Hanım Engin Civan’ın not defterinde adınız var.Bu hafta yayınlayacağız”diyor

Şaka mı bu?..
Ben de öyle sandım. 10 dakika sonra Uğur Dündar aradı;”Sedef Hanım adınız var.Barclaybank ve Lydos bank’de hesaplarınızdan para geçmiş”dedi.

Kaç para geçmiş hesabına?
Ay İzzet olur mu öyle şey ! Daha sonra durum belli oldu.böyle bir para filan yoktu tabi ki. Semra (Edes) teyzeyle görüşmek istiyorlardı ve o kabul etmiyordu. Bu şekilde ona ulaşmaya çalışıyorlar. Artık düşünün kızının arkadaşlarına kadar işin içine bulaştırmayı göze almışlar. Babam devreye girdi Semra Teyze, konuştu da ben kurtuldum.

Gel hayali paraları bırakalım da, sen ailenin paralarını nasıl yedin onu anlat
Paris’te, Londra’da en iyi otellerde yedim. Couture göbek adım olmuştu. Parayı hakkını vererek yemek çok zevkliydi. Çatır çatır yedim

Ama bir gün de çatır çatır bitti…
Evet. Para kazanmanın nasıl bir şey olduğunu bilmediğim bir dönemdi o zamanlar, sanki her zaman var olacakmış gibi harcadım. Yokluk hiç bilmeden yetiştirilmiştim.

Marie Antoinette gibisin, ekmek bulamayan pasta yesin hesabı
Evet ama aslında babamın bana o zamanlar söylediği ama o gün manasını anlamadığım çok önemli bir cümle vardı. “Dikkat et Sedef orospu bile olamazsın. Bünyen kaldırmaz. Parana sahip çık, mirasını yiyorsun” derdi. Meğer ne doğru söylemiş.

Böylesine bir saltanat içinde yetişmiş birinin, o günlerden kalan alışkanlıkları vardır muhakkak…
Olmaz olur mu? Mesela tura yazılıp, seyahat şirketleriyle bir yere gitmeyi sevmem. Gideceğim otel çok iyi olmalı. Sonra business ya da first class dışında uçmam. Eğer bu şekilde seyahat edemezsem evde otururum daha iyi.
Bütün bu imkanlar uçup gitti şimdi. Rahatsız olmuyor musun peki şimdi bu durumdan.

Hiç olmuyorum. Senelerdir seyahate gidemedim.Aynı şartlarda gidebileceğim gün giderim.
Attan inip eşeğe binmek zordur derler ama, eşek yine de yürümekten iyidir. Başka neler var eski günlerden yapamadığın?

Gece kulüplerinde votka bardağı elimde, ayakta durmaktan hiç hoşlanmam. En iyi masayı isterim. Eğer öyle olmazsa dışarı çıkmam evde otururum

Sedef devamlı eve kapıyorsun kendini, nasıl olacak bu iş?
Özünde bazı şeyler değişmiyor. 20 yaşında babamın aldığı 4 karatlık tek taşı taktıktan sonra, şimdi nasıl kırpık mücevher takayım? Cartier değilse, Harry Winston, Karun değilse ben mücevhere mücevher demem

Milyorlarca insan Cartier’in adını bile duymamışken üzüldüğün şeye bak.
Yoo, üzülmüyorum aslında. Sadece alışmış olduğum şeyleri anlatıyorum. Mesela Alman usulü hesap bölmeyi de sevmem.

Bilirim eskiden “Hey garson, bütün hesaplar benden” şarkısını söylerdin hep.

Tabi canım, niye bölelim? Alman mıyız biz? Şimdi de bütün hesabı ödeyecek param yoksa çıkmıyorum evden. Başkasının hesabımı ödemesini de istemem, çünkü iki kere hesap ödeyen arkandan laf eder sonra.

Dost acı söylermiş ama biraz şımarıktın Sedef… Seni kim böyle şımarttı?

Canım babam tabi ki. Hayatımda beni en çok etkileyen olay babamı bir trafik kazasında kaybetmiş olmam . Sonra bir çok insanı babamın yerine koymaya kalktım.

Elektra kompleksi demiş Freud baba düşkünlüğüne. Buldun mu öyle birini peki?

Nerdeee. Bana hiç hayır demeyen, almadan veren, ne yaparsam yapayım affeden, seven, kollayan, sahip çıkan bir tek babammış.. Mesela bir Şehmuz amcamız vardı. Derdim ki babama bir şey olsa benim ilk gideceğim insan bu adamdır. Ama.. Hadi neyse…

Babanı çok özlüyor olmalısın…

Çok… Ailece geleceğimizi koruyamamışız. Ama hiç bir şey için geç değil ve benim kolay pes edecek bir yapım yok.. Yıldız haritamda Atatürk de olan üçgen var. Hacı yatmaz misaliyim. Asla yatmam.

Ama bu servetin çar çur edilmesinde senin değerli katkılarını da göz ardı etmemek lazım. Mesela Fred Perry sizindi yanılmıyorsam

Türkiye ye getiren bizdik. .3 tane mağazamız vardı. Ben sadece havuz, jakuzi için yanımda olan, -ki bugün hiç biri yok ortalarda- arkadaşlarıma bedava tişörtler, elbiseler dağıtırdım. O maceradan geriye sadece bir anı kaldı. O zamanlar 70 yaşındaydı Fred ile Urcan lokantasında yemek yemiştik.

Bir de puro mağazaları vardı…

Dünyanın en iyi Küba purolarının Türkiye mümessiliydik. Fidel Castro Türkiye mağazamızın açılışına katılmıştı. Heyecanlı bir deneyimdi kendisiyle tanışmak..

Paralar gitmiş, geriye hep anılar kalmış anladığım kadarıyla…

Gider tabii… Osm@n’ı kurarken mesela 3. Selim’e iPod , 3. Murat’a Bluetooth taktım. İnsanlar bunları görüp bir kez olsun gülümsediyse bile ne mutlu bana.

Anlatsana markan Osm@n nasıl doğdu?

Osm@n için anakronizmden yola çıktım

Haydaa Türkçe konuş Sedef, ne ola ki bu anakronizm?

Belleklerde yer etmiş tarihi unsurları eğlenceli bir yaklaşımla ele aldım,güncel ve hafif bir dille popülerleştirdim . Objelere ve karakterlere ait oldukları zaman dilimlerinin dışında unsurlar ekledim.Günümüzde çıkmış bütün taklitlerinde benim üzerime çıkmış bir tasarım gücü göremiyorum. Ama yaratıcılığa değer veren yok ki bu ülkede.
Bütün bu megalomaniye rağmen kıymetim bilinmedi diyorsun…

Haydi beni geçin Arzu Kaprol, Hakan Yıldırım, Bahar Korçan, Ümit Ünal gibi dünya kadar değerli tasarımcı var bu ülkede…Senelerini , hayatlarını vermişler bu işe…Onların bu ‘suni tasarımcılarla’ aynı sayfada yer bulmalarına dayanamıyorum…

Yine geldi agresif sedef…

Agresifliğimin tıbbi sebebi de var aslında. Bi polarım teşhisi kondu bana. Kerem Doksat ‘dan raporluyum, yani çok havalı…

Raporu Kerem Doksat verdiği için mi havalı oluyor ?

Yok canım ünlü hastalığı olduğu için.Britney Spears, Catherine Zeta Jones , daha saymakla bitmez. Sınırlarda yaşarım.Aileden bipolarız zaten. Bizim ülkeye ters ama olsun. Çünkü genelde Türkiye’de tasarımcıların muhasebeci beyninde olması ya da evde oturan hanım hanımcık kadınlar olması beklenir.

Paralar suyunu çekip, Sindrella’nın dünyası balkabağına dönünce neden kendine daha istikrarlı bir meslek seçmedin. Tasarımcılık işi biraz riskli değil mi?

Bir tasarımcıya aşık oldum da ondan. Ama ne aşk. Öldüm öldüm dirildim..Ne tipiyim, ne bişeyi… Sarışın, kokoş makyajlı bir kadındım ben. Bildiğin Etiler, Ulus, Şamdan kadını.

Enişte sevmiyor mu sarışın?

Yok bu tasarımcı grilerin adamı. O zayıf sever ben tombulum. 17 kilo verdim olmadı. Saçlarımı siyaha boyadım olmadı. Makyajsız gezdim olmadı. Hatta bir ara büyük göğüs sevmiyor diye göğüslerimi küçülteyim dedim yine olmadı

Göğüslerini küçülteceğine konuşmayı deneseydin bari…

Zaten sonra saçmaladığımın farkına vardım ve göğüsleri kurtardık.Son bir kez şansımı denemek için tasarımcı olayım dedim, oldum yine tık yok

Eee nasıl elde ettin sonunda? Bir takla atmadığın kalmış.

Söylediğin anlamda hiç bir zaman elde etmedim ama sonra canımdan can dostum oldu.. İyi ki de benim numaraların hiç biri tutmamış…Seneler sonra bunu daha iyi anladım. Benim hayatımda bulunma amacı bugünkü kariyerimmiş.

Bu ‘zenginler de ağlar durumu’ belli ki bir itici güç olmuş sende. Bunun dışında nereden ilham alıyorsun kariyerin için?

Yine aşktan. Beni 5 senedir her gün aldatan Mumu ilham perisinin ta kendisi.

5 senedir seni devamlı aldatan adamı neden koymuyorsun kapının önüne? Elektra kompleksi, megalomani, agresiflik, şimdi de da mazoşistlik… Vallahi psikiyatri kitabı gibi kadınsın Sedef. Acıtmıyor mu aldatılmak?

Yoo ben heyecanlanıyorum. İlişkimizi hep canlı tutuyor.. Bazen benden genç ve güzel kızlarla yakalıyorum onu,işte o zaman biraz içim acıyor.

Yakalayınca ne yapıyorsun peki. “Tamam aşkım, işin bitince beni ara” demiyorsun herhalde.

Olur mu? Kıyameti koparıyorum. Bir keresinde kulübün birinde yakaladığımda çantayla kovalamıştım bizimkini. Ne gecceydi…Biz böyle anlaşıyoruz.. Senin anlayacağın taviz veriyorum.

‘Aşkın gözü kördür’ cümlesi başka bir boyut kazandı.

Benim kıymetlim o. Bende kredisi var. Ve birisini bu kadar sevebilmek çok güzel…Murat’ın hayatına ‘Monica’lar gelebilir ama ben her zaman ‘Hillary’yim.

Peki o zaman Hillary, biraz da işten bahset, ne gibi projelerin var bugünlerde?

Karar verdim Osman adı bana iyi gelmiyor… Eski kocamın da, markamın da adı Osman…

Bütün bu tantananın içinde bir de sen evliydin di mi?
Boşver şimdi evliliği, neyse; iki Osman da yedi bitirdi beni. Artık yeni oyuncağım Halvet…

İstersen şunu biraz aç… “Yeni oyuncağım halvet” deyince biraz garip kaçıyor da…

Muhteşem bir iç çamaşırı koleksiyonu hazırlıyorum. Halvet, koleksiyonun adı sadece. Ama emin ol o seksi çamaşırları giyenler Sülüman’ın odasına kesin davet edilirler.

Ya Mumu’nun ‘Monica’larından biri Halvet’ten bir parça giyerse?

Bak bunu hiç düşünmemiştim.

Röportaj bitsin öyle düşünürsün. Daha ileriye dönük planların ne peki?

Tek planım tekrar zengin olmak..Çünkü yaşadıklarımdan çıkardığım sonuç şu: dostluklar, güzellik, mutluluk, huzur, aşk ,seks , tasarımcı olmak, marka kurmak…bunların hepsi satılık. Bedelini öder istediklerini alırsın.

Gel biraz konuyu değiştirelim. Bana Türkiye’nin en şık sanatçısını söyle de ortam yumuşasın.

Şüphesiz Ajda Pekkan. Tacını kimseye bırakmıyor. Babam Ajda ilk çıktığı zamanlar saçını tararmış. O zaman da muhteşemmiş. Kendini her zaman yenileyebilen müthiş bir kadın.

Ajda hakikaten bambaşka bir ekol. En rüküşü de söyle bari de içimizde kalmasın

En rüküş Sezen Aksu.

Hoppalaaa…

Ne yapayım? Oldum olası beğenmem. Hele o boyunu uzun göstersin diye giydiği apartman topuklar yok mu…

Neyse peki sustum, son bir soru sorayım sana da sen Halvet çalışmalarına geri dön. Bu kadar olaydan, inişlerden, çıkışlardan sonra nasıl ruhuna detoks yapıyorsun? Huzuru nasıl buluyorsun?

Selay’ımın Büyükada’daki evine gittiğim zaman, toprağa basıp, garip bir huzur duyuyorum…Ama bu sene öğrendik ki, pasiflora ağacı vamış bahçede. Bütün huzur oradan geliyormuş…
(kahkahalar arasında röportaj son buluyor)

İZZET ÇAPA
GAZETE HABERTURK- HT MAGAZİN