Unvan

Prof. Dr.

Doğum Tarihi

1955

Şehir

Diyarbakır

Ülke

Türkiye

7365

kez görüntülendi

Nihat Hatipoğlu Kimdir?

Abdülhakim Arvasi (k.s.)’ın kabrini ziyarete gideceğimiz biz gün arabamıza bindiğimizde annemin esans kullandığını anladın. Artık yaşlı sayılan anneme: “hanım, git kokuyu gider, öyle bin arabaya. Koku sürünüp de dışarı çıkan kadına, Peygamberimiz: Melekler lanet ederler” demiştir deyip annemi tekrar eve gönderdiğini hatırlıyorum. İslam’ın hiçbir hükmünü kimseye, hiçbir şeye feda etmedin. Hiçbir zaman gölgeye sığınmadın. İslam’ın hakikatını söylerken hiçbir kınayıcının kınaması seni zerre kadar etkilemedi. Allah ve Resulu şahittir ki hep öyle yaşadın, ailen içinde hiçbir günaha-harama müsaade etmedin.

Vefatında sonra Etlik Aşağı Eğlence’nin cemaati geldi. Meğer gitmeden Medine’de inşallah kalacağını ilan etmişsin. Kimine: “Resulullah’a bir arzuhalim var, inşallah bu sene cevap alacağım” demişsin, kimine: “Medine’den firkat benim içimi yakıyor. Ne zaman Resulullah’a komşu olacağım, bekliyorum” demişsin. Daha neler neler demişsin. Allah senin makamını ali etsin. Allah senden milyarlarca kere razı olsun. Sen vefat ederken de bize ders verdin.

18 Mayıs günü Medine’den dönecektin. 25’ine erteledin. Senin göğsünden ağrı duyduğunu haber alınca bir an önce gelmen için girişimlerde bulunduk. Medinede’ki kardeşim, Diyanet’in görevlileri, Medineli bazı aracılar, herkes seferber oldu. 18.30 uçağı olmasına rağmen senin gönlün 22.30 uçağındaydı. Annem diyor ki, arabaya bindiğinde dönüp-dönüp Ravzay-ı Mutahhara’ya bakıyormuşsun, ağlıyormuşsun. Havaalanına geldin. Eşyalarla hiç ilgilenmedin. Annem sorunca; “Merak etme eşyan gidecek” dedin. Oradaki Kamil Bey’e bütün paranı vermek istedin. Seydo, paran sana lazım olur dese de, bin doları verip: ” Oğlum, benim bundan sonra para ile işim bitti.” dedin. Yine anlamadılar. Nihayet turnikeden geçtin, uçak 23.30’a ertelendi. Herkesi uçak için otobüse alırlarken Sivaslı doktor Mecnun Bey’in ve ötekilerin şehadetiyle binmemeye çalışıyordunuz. Ayaklarınız gitmiyordu. Son anda doktora “gel abdest alalım” dedin. Abdest aldınız. Herkes binmeye hazırlanırken siz oturdunuz. Sizi görenler diyor ki: ” hocamız bir haber bekliyor da haber gecikmiş gibi huzursuzdu”. Doktor size sordu: “Bu kaçıncı hac!” gülümsedin, elini sallayıp: “Bundan sonra sayılamaz” dedin. Yine kimse anlamadı. Ama sen ne dediğini iyi biliyordun. Çünkü orada hac mevsiminde defnedilen kıyamete kadar hac yapar. Sonra oturduğun yerde, sanki gelen haberciyi görmüş gibi, başını yana çevirdin ve sandalye üzerine eğildin o kadar. Ne bir çırpınma, ne bir sekerat. Hacılar tekbir getirdiler, seni öptüler. Ağladılar, seni müjdelediler. Sonra dediler ki: “Hocamızı pasaport işlemi bittiği için uçağa alıp Türkiye’ye götürelim.” Bu sefer cebindeki pasaport kayboldu. Tam bir saat da uçak onun için ertelendi. Pasaportu bulamadılar. Bulsalar, belki seni buraya getireceklerdi. Belki senin o güzel yüzünü görecektim. Ama sen habibinden uzak olacaktın. Seni bıraktılar. Uçak kalktı, baktılar ki pasaport cebinde.

Sayfalar: 1 2 3 4